|
Ubeydullah Baş tarafından yazıldı.
|
|
Salı, 05 Nisan 2011 23:14 |
|
Kaderini yazamayanın, başkasının alın yazısını yazmaya çalışması ne korkunç bir trajedidir. İnsanın ne denli çirkinleşebildiğini ve korkunç bir caniye d
önüştüğünü gördüğünüzde insan olmaktan utanacak, Kathy, Tommy ve Ruth’un acı hikayesiyle yüzleştiğinizde içiniz acıyacak insan olduğunuzu hissedecek ve bunun için şükredeceksiniz. 1952’de tıp biliminde gerçekleşen bir devrimle amansız kabul edilen hastalıkların tedavi edilmeye başlandığı ve 1967’de ortalama insan ömrünün 100 yılın üstüne çıktığı anlatılarak başlıyor film. Sınırı çitlerle belirlenmiş ve tehlikeli masallarla örülmüş Hailsham isimli bir yatılı okulda 1978 yılında; elektronik bilekliklerle kontrolü sağlanan yüzü aşkın aynı yaş grubundaki öğrencilerle birlikte aynı kaderi yaşayan Kathy, Tommy ve Ruth isimli 11 yaşındaki çocukların hikâyesi canınızı acıtacak. Madam Marie Claud’un sanat galerisi için çocukların yaptığı resimleri ve şiirleri toplayarak ne yapmaya ve neyi anlamaya çalıştığını, madamın okula girerken kapıda birikmiş çocukların içinden tedirgin korkulu geçişini, okul dışından okula gelen her bir görevlinin garip bakışlarını ve okul müdiresi Bayan Emily’nin bahçede bulduğu iki sigara izmaritiyle ilgili çocuklara hitaben “sizin sigara içmeniz dışarda birinin sigara içmesinden kat be kat zararlıdır” demesini anlamlandırabilmek için filmi sonuna dek dikkat ve sabırla izlemeniz gerekecek. Lucy adlı gözetimci (öğretmen) titreyerek “Size anlatılanlar kadar anlatılmayanlar da var” derken çocukları korkunç gerçekle yüzleştirecek, sizde çocuklarla birlikte susup nefesinizi tutarak ürpereceksiniz. “Çocuklar, büyüdüğünüz zaman ne olacağınızı biliyor musunuz?” Diye sorar Bayan Lucy ve devam eder: “Hayır, bilmiyorsunuz. Çünkü kimse bilmez. Büyüyüp aktör olabilirler. Amerika'ya taşınabilirler. Ya da süpermarkette çalışırlar. Ya da öğretmen olurlar. Sporcu, kondüktör ya da otomobil yarışçısı olabilirler. Neredeyse her şeyi yapabilirler. Sizlerin durumu ise belli. Hiçbiriniz Amerika'ya gitmeyecek. Hiçbiriniz süpermarkette çalışmayacak. Hiçbiriniz, sizler için önceden hazırlanmış hayatı yaşamak dışında... ...bir şey yapamayacak.” Ve Bayan Lucy, çocukları bekleyen korkunç gerçekle yüzleştirince okul idaresi tarafından işine son verilerek gönderilir. Tüm bunlar yaşanırken Kathy tüm diğer çocuklar tarafından dışlanan Tommy’e yakınlık gösterir ve zamanla aralarında duygusal bir bağ gelişir. Ve Kathy Bayan Lucy’nin işine son verildikten sonra okul müdiresi Bayan Emily’nin “Gelgitler, ileriyi düşünenlerden yana değildir. Asla da olmadı. Hayır, gelgitler ancak sabit kalmış beyinlerde gerçekleşir.” diyen soğuk nutkunu dinlerken Ruth’un Tommy’nin elinden tutuğunu ve Tommy’nin karşılık verdiğini görür Kathy. Gözleri dolan Kathy’nin yutkunmasına ağlamaklı yüzündeki kıskançlık, sevgi ve hüznünü Bayan Emily’nin “Buna boyun eğmeyeceğim, asla boyun eğmeyeceğim” cümleleri tamamlar. Kathy sevdiği Tommy’yi en yakın arkadaşı Ruth’a terk etmiştir. Büyümüş 18 yaşına basmış ergen olmuşlardır. 1985 yılında okul idaresince belirlenen kır evine giderlerken Kathy çantasını toplamaktadır: “Kızlar hoşlandıkları erkeklere sert davranır derler. Belki de Ruth başından beri ondan hoşlanıyordu. Belki ben de onunla dalga geçmeliydim.” Kendileri için belirlenmiş misyonu gerçekleştirebilecek yaşa gelene kadar ülkede çeşitli yerlere gönderilirler. Kırevinde özgülerdir. Kendilerine belirlenen misyonun dışında dileyene misyonu birkaç yıl geciktirecek bakıcılık görevi de verilmektedir. Kathy Bakıcılık başvurusunda bulunur ve kabul edilir. Kır evinde aynı misyonu yüklenmiş ama başka okullarda yetişmiş diğer insanlarla tanışırlar. Film boyunca çalan keman müziğinin yardımıyla Kathy’nin melankolik yüzünde, kendinden çokça büyük olgun, sessiz çığlığının yükünü sırtlanır gibi olacaksınız. Bilimin insanı nasıl bencilleştirdiğini, şımarık bir şekilde Tanrılaşmaya çalıştığını ve kendi kaderini alın yazısını değiştiremediğinde başkalarının alın yazısını yazmaya çalıştığını, başkalarının kaderlerini misyonunuı belirlemeye çalıştığını göreceksiniz. Ve tüm bu çirkinliğin içinde dahi Aşkın büyüsünün ne denli güçlü olduğuna tanık olacaksınız. Senaryosu; Kazuo Ishiguro’nun kitabından uyarlayan Alex Garland’a ait “Beni Asla Bırakma” (Never Let Me Go) adlı romantik drama filminin gerilim dozunun çok ayarında olduğunu söylemeliyim. Yönetmenliğini Mark Romanek’in yaptığı filmde gayet başarılı iş çıkaran, Carey Mulligan, Keira Knightley, Andrew Garfield’in performansını, sizi filmin başından sonuna taşıyacak Rachel Portman’dun müziği tamamlıyor. Filmin en çarpıcı iki cümlesine değinmeden bitiremeyeceğim filmin başında Kathy 28 yaşında hikayenin sonundan bir sahnedeki monoloğu: “Bakıcılar ve bağışçılar büyük başarılar elde etti, ancak bizler bir makine değiliz” Ve diğeri Madam Marie Claud’un 28 yaşındaki Kathy’nin yüzüne dokunarak “Zavallı varlıklar” demesi içinize işleyecek sahnelerden sadece biri. |
|
Son Güncelleme: Salı, 26 Nisan 2011 09:45 |